YEDİKLERİNİZİN YARISIYLA BEDENLERİNİZİ DİĞER YARISIYLA DOKTORLARI BESLERSİNİZ

Modern hastalıklar dediğimiz kronik hastalıkların çoğu yaşam tarzı ve alışkanlıklar ile ilişkili hastalıklardır.
Kronik hastalıklar tüm dünyada hızla artmakta ve toplumların büyük bölümünü etkileyecek boyutlara ulaşmaktadır. Modern hastalıklar dediğimiz bu kronik hastalıkların çoğu yaşam tarzı ve alışkanlıklar ile ilişkili hastalıklardır. Tam da bu nedenle, bu hastalıkların hepsi önlenebilir olup Koruyucu Hekimlik/hıfzıssıhha alanına girmektedirler.
Bu hastalıkların hepsi stres, diyet, egzersiz ve alışkanlıkların değiştirilmesiyle önlenebilir, tedavi edilebilir ve doğal sağlık haline dönüşüm mümkün olduğu hastalıklardır.
Antik çağlardan beri hekimler yediğimiz yemek ile sağlık ve hastalık arasındaki yakın ilişkiyi net olarak fark etmişlerdir. Bu nedenle Hipokrat ve İbni Sina gibi hekimler beslenme ve yaşam tarzı üzerinde çok durmuşlardır.
Hipokrat; “yemeğiniz ilacınız ilacınız yemeğiniz olsun” demiş. Bununla bilinçli beslenmeyle hastalıklardan korunmayı, hasta olunduğunda ise beslenmeyi bir ilaç titizliği ile düzenlemeyi kast etmiştir.
İbni Sina sağlığı muhafaza etmenin temel şartının; az yemek, yemekten sonra 4-5 saat bir şey yememek ve tam hazım/sindirim olacak şekilde kişisel beslenmenin ayarlanması olarak ortaya koymuştur. Beslenme ve sağlık arasındaki ilişki o kadar aşikardır ki, dört bin yıl önce antik Mısır’da “Yediklerimizin yarısıyla bedenlerimizi diğer yarısıyla doktorları besleriz” derlermiş.
Modern hastalıklar dediğimiz diyabet, kanser, kardiyovasküler hastalıklar, eklem hastalıkları, demans ve alzhaimer gibi tüm kronik hastalıklar, uygun besinlerin uygun miktarlarda yenilip yenilmemesi ile ilişkilendirilmektedir. İnsan bedeni öyle harika bir yapıya sahiptir ki, bu bedende kurulu denge doğru yaşam tarzının seçilmesiyle kendini yenileyecek ve tamir edecek potansiyelleri bünyesinde taşımaktadır.
Bu nedenle Hipokrat; “Hekimin görevi bedende yer alan doğal iyileşme yeteneğini harekete geçirmektir” demiştir. Hekim hastalık denilen vücuttaki dengenin bozulmuş halini sağlık dengesine döndürecek şekilde doğal iyileşme potansiyelini harekete geçirir. İbni Sina da hastalıkta bozulmuş bu denge halinin düzeltilmesi için beslenme ve çevresel etmenleri de göz önüne alarak yaşam tarzının düzenlenmesi üzerinde durmuştur. Bu o kadar açık bir gerçektir ki, vücuda giren kötü besini ortadan kaldırıp uygun besinin uygun şekilde vücuda girmesini sağladığınızda, bedenin doğal denge hali olan sağlık hızla yerine gelmektedir.
Bu nedenle insanların besin ve beslenmenin ne olduğunu çok iyi anlamaları ve bunu bir yaşam felsefesine dönüştürmeleri gerekmektedir. Bu felsefenin ilk adımı olarak; “yemek için yaşamak değil yaşamak için yemek” anlayışını geliştirmek ve insanın mutfak ile WC arasında gidip gelen bir sindirim sisteminden ibaret olmadığı bilincini topluma yerleştirmek gerekmektedir.
Günümüz bilimi ortaya koymuştur ki ağzımıza koyduğumuz ve hücrelerimize ulaşmasına müsaade ettiğimiz besinler sadece kalori paketinden ibaret değildir. Her besin aynı zamanda, hücrelerimize ulaşacak ve hücrelerimizin işlevini etkileyecek bir bilgi paketidir. Hücrelerimize ulaşan besinler, hücredeki gen açılımının kontrolünden, hormonların salınımına, immün sistemin işleyişinden beyin kimyasının oluşumuna, hücrelerin oluşumundan tamir ve tadil edilişine kadar tüm biyolojik işlerin yürütülmesindeki temel malzeme ve bilgiyi sağlamaktadır.
Bu besinler diğer yandan psikolojimizi ve üretkenliğimizi de etkileyerek nasıl bir insan olacağımız üzerinde de etkili olmaktadırlar. Bu nedenle yediğimiz her lokma tüm beden fonksiyonlarımızı etkilediği gibi yaşamımızın yönünü de belirlemektedir. Tekrar hatırlamak gerekiyor ki; besinler sadece kalori değil aynı zamanda bedenimize yüklediğimiz bir yazılımdır. Nasıl ki akıllı telefonlarınıza sürekli güncellemeler yapılarak telefonunuzun sorunsuz çalışması sağlanıyorsa, besinlerle bedeninizdeki güncellemeler o anda size ve sizin içinde bulunduğunuz şart ve duruma uygun bir şekilde güncellemeler yapılmaktadır.
Yasal olmayan yazılımlar veya virüs içeren programları akıllı telefonunuza yüklediğinizde neler oluyorsa, daha fazlası uygun olmayan besinlerin bedeninize girmesi sonucunda olmakta ve bu aksaklıklar hastalık dediğimiz formlar şeklinde kendini açığa vurmaktadır. Sonuç olarak hastalık durumunun gen-çevre uyumsuzluğunun insan fenotipine yansıyan bir durum olduğu unutulmamalıdır. Bu durumun doğal sağlık haline mi evrileceği yoksa ölümle mi sonuçlanacağı hasta bireyin seçimlerine bağlıdır.
Burada sizin için özetlediğim “on günlük detoks diyeti” bu seçimde size yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Burada ilk amaç yemek bağımlılığını ortadan kaldırarak doğal iştahı sağlayacak denge durumuna ulaşmaktır. Bu nedenle; düşük glisemik indeksli ve anti-inflamatuar (iltihap önleyici) özellikli gıdalarla, kan şekeri dengelemesi ve bağırsak sisteminin iyileşmesiyle, beyinsel fonksiyonların güçlendirme amaçlanmaktadır. İnsanların her biri kendine özgü bireysel ve çevresel faktörlere sahip olduğundan her insanın kendi bedenine özgü bir beslenme programı olması gerekmektedir. Ancak tüm insanlar için değişmeyecek temel beslenme ilkeleri de mevcuttur.
On günlük detoks diyeti bu temel ilkeler göz önüne alınarak ortaya konulmuş olup besinlerin bünyedeki etkileri veya bünyesel duyarlılıklarda ki farklılıklar konusundaki ayarlama ve düzenlemeleri insanların bedenlerini tanıyarak kendilerinin yapması gerekmektedir. Bu nedenle insanın kendini ve bedenini tanıması antik dönemlerden beri bilgeliğin olmazsa olmazı olmuştur. Bizim kültürümüzde de “herkesin kendi doktoru olması” anlayışı bu bilgeliğin bir yansıması olarak kabul edilebilir.
Aslında birçok insan modern tıbbın olağanüstü karmaşık bilgi, teknoloji ve uygulamalarına rağmen iyileşmeyen hastalıkların yaşam tarzı ve beslenmenin uygun şekilde düzenlenmesiyle ortadan kalkabileceğine inanmamaktadır.
Evet modern tıp bilgi ve uygulamalarıyla olağanüstü başarılar gösteriyor ama bu başarılar, beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin ortaya çıkardığı kronik hastalıkların iyileştirilmesi değil belirtilerinin ortadan kaldırılmasından ibarettir. Bu nedenle bu tür kronik hastalıklarda hastalar yaşam boyu ilaç kullanmak zorunda kalmaktadır.
Bunu bir örnekle açıklayacak olursak; oturduğunuz koltukta raptiye var ve bu size batarak ağrı veriyor, modern tıbbın yaptığı size ağrı kesici vermektir. İlaç etkisini gösterdiği sürede ağrı hissetmiyorsunuz ancak raptiye orda durduğu için ilacın etkisi geçtiğinde tekrar ağrınız başlıyor ve tekrar ağrı kesici almak zorunda kalıyorsunuz.
Halbuki yapılması gereken o koltuktan kalkmanız ve raptiyenin oradan çıkarılması, eğer çıkarılamıyorsa koltuğun değiştirilmesidir. Eğer vücudunuzdaki doğal denge bozulmuşsa bu durum bir hastalık veya rahatsızlık olarak kendini gösterecek, kendinizi sürekli yorgun, pasif, verimsiz, huzursuz ve mutsuz hissedeceksinizdir. Eğer böyle hissediyorsanız bir raptiye üzerinde oturuyorsunuzdur ve uygun yaşam tarzı ve beslenme ile sağlığa ve mutluluğa tekrar kavuşabilirsiniz
Son olarak bu diyete bir de sporu eklemelisiniz. Spor haftada en az 4 gün yapılan 30 dakikadan az olmayan periyodik harekettir. Bu nedenle belirleyeceğiniz dört günde en az 30 en fazla 60 dakika olacak şekilde bir spor yapmalısınız. Bu tempolu yürüyüş olacaksa başladıktan sonra aralık verilmeden en az 30 dakika sürmelidir.